Hürriyet

27 Eylül 2011

İşine Saygı, Nam-ı Diğer Kendine Saygı

Nereden duyduğumu hatırlamıyorum ama sevdiğim bir hikaye var; Üç taş kesiciye ne yaptıkları sorulmuş, ilki “ben hayatımı kazanıyorum” demiş. İkincisi çekiç sallamaya devam ederken “ben ülkedeki en iyi taş kesme işini yapıyorum” demiş. Gözleri parlayan üçüncüsünün cevabı ise şöyleymiş; “ben bir katedral inşa ediyorum”.

Yaptığı işi ciddiye alan ve saygı duyan insanlara saygı duyuyorum.

Hizmet sektörü için ne kadar önemlidir değil mi, “işini severek ve ciddiye alarak yapan çalışanların varlığı”.

Bazen bir yere gidersiniz, sanki yazılmış bazı kurallar vardır; bütün çalışanlar görür, bir tek siz göremezsiniz:

- Karşınızdaki müşterinin yüzüne güleryüzle bakmayın; hatta mümkünse hiç bakmayın,

- Müşterinin kendisini “özel” değil, “değersiz” hissetmesini sağlayın,

- İşi yapmanın yollarını değil, “yapmamanın mazeretlerini” bulun ve uygulayın,

- Dakikalarca anlamsızca bekletin, bilgi vermeyin,

- Oradan oraya gönderin, ne kadar dolaştırırsanız o kadar iyi ! J







Birkaç gündür vize işlemleri için o kadar çok uğraştım ki;

O belge, bu belge, şu belge...

Onun fotokopisi, bunun aslı, şunun hem fotokopisi hem aslı...

Bankadan o, emniyetten bu, postaneden şu...

Bir gün önce “teknoloji inanılmaz bir şekilde gelişti, artık herşey klavyenizde ya da telefonunuzun tuşlarında” diye düşünürken; gelişmiş olan teknolojinin bazı konularda nasıl kullanılamaz olduğunu görüp hayret ettim son günlerde. Bir iş ancak bu kadar zor hale getirilebilir!

Nihayet evrakları tamamlayıp, yorgun ve bir miktar da kızgın gittim konsolosluğa. Ağır ve heybetli giriş kapısını aralayıp tam içeri girmeyi başardığım sırada, genç ve dinamik bir ses, güleryüzle “HOŞGELDİNİZ! J” dediğinde, herhalde yanlış geldim diye düşündüm...

Yok yok doğru gelmiştim, bu saygılı ses ve güleryüz “isminizi öğrenebilir miyim lütfen?” diyerek, listeden görüşme saatini kontrol etti, kısa bir süre bekleteceğini söyleyip, oturacağımız yeri işaret etti. Ve gerçekten çok kısa bir süre sonra yanına çağırdı. Belgeleri istedi. Şöyle bir baktı ve sonra; “yanlış başvuru formunu doldurmuşsunuz” dedi. Ben şaşkın! (Herşeyi titiz ve dikkatli hazırla, koştur, sonra git yanlış başvuru formunu bul ve doldur!...) “Internet sitenizde bir link vardı, oradan buldum...” falan demeye başlamıştım ki, boşverdim, (şimdi yandık, nasıl uğraştıracaklar kim bilir diye düşünürken), o kendinden emin ses ve güleryüz dedi ki; “hiç önemli değil, hemen girişte başvuru formları var, çabucak doldururuz.” (Doldurur muyuz?? Yardımcı mı olacak gerçekten?) Yeni formları doldurmak için çantamda kalem aramaya başlamıştım ki, hemen bir kalem uzattı. “Başka resim vardır umarım yanınızda” dedi. Ve ben, “var galiba, bir bakayım” diyerek çantamda yeni bir arayışa başladım. “Yoksa da eski formdan çıkarır, yenisine yapıştırırız ” dedi. Ben daha da şaşkın! (Enerjisi yüksek, pozitif, karşısındakini dinleyen, anlayan, çıkabilecek sorunları öngören ve çözüm üreten bu güleryüz, insanda güven yaratıyor ve “gerçekten” iletişim kuruyordu)

Formlar onun yardımıyla çok çabuk dolduruldu. Diğer belgeleri gözden geçirdi, bazılarını ayırdı, ”sizde kalabilir” diyerek bir bölümünü iade etti. “Çok güzel hazırlamışsınız, herşey çok düzgün ve sıralı, teşekkür ederim” dedi. “Görüşme için birazdan isminizle çağıracaklar, formları bu şekilde teslim edebilirsiniz ” diyerek uzattı.

Aslında sadece işini yaptı ama, bir farkı vardı; “gözleri parlayan”lardan biriydi.

Ne iş yaptığı sorulsa, ne derdi acaba? Nasıl tarif ederdi yaptığı işi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...