Hürriyet

Hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2012

GELİŞİP BELLİ BİR SEVİYEYE ULAŞINCA,  BELLİ BİR KISIM KİMSELER SENDEN YANLIŞ ŞEYLER YAPMANI İSTEYECEKLERDİR. KİM BİLİR BELKİ DE BU YANLIŞ ŞEYLER SANA DA ŞİRİN GÖRÜNECEKTİR. BÖYLE BİR DURUMDA SANA DÜŞEN VAZİFE, KALBİNİN SESİNİ DİNLEMEK VE RUHUNA KULAK VERMEK OLACAKTIR. O ZAMAN YÜCE YARATICI, ÖNÜNE AYDINLIK SAÇACAK VE GERÇEĞİN BERRAK ÇEHRESİNİ MUTLAKA SANA GÖSTERECEKTİR !

30 Nisan 2012

BAKIŞ AÇISI


stevejobsquote

Steve Jobs’ın hayatını değiştiren hikaye

Dave Trot‘un blogundan Steve Jobs’la ilgili çarpıcı bir hikaye
Küçük bir çocukken bahçede arkadaşıyla oynarken, arkadaşı:
- Sen evlatlıksın. Annemler konuşurken duydum.
- Evlatlık ne demek?
- Annen ve baba dediğin insanlar senin geçerk annen baban değil.
- Gerçek annen baban seni istememiş. Seni vermişler.
Steve Jobs’ın dünya başına yıkılıyor. İstenilmeyen bir çocuk olduğunu öğreniyor. Hayatındaki en önemli 2 insan, sevgilerine en çok ihtiyaç duyacağı insanlar onu istemiyorlar.
Steve göz yaşlarıyla koşarak eve giriyor.
- Ne oldu Steve?
Steve duyduklarını söylüyor ve ailesi:
- Bu doğru. Ama arkadaşının söylediği şekilde değil.
- Biyolojik annen ve baban seni çok seviyordu. Fakat sana bakamayacak durumdaydılar. Buna çok üzülmelerine rağmen, senin için en iyisini yapabilmek için, seni verdiler.
- Seni bu kadar çok seviyorlardı.
Steve’in üvey anne ve babası çocuk istiyorlardı ama sahip olamamışlardı. Bu yüzden mükemmel bebeği seçmeye karar vermişlerdi.
Amerika’daki yetim çocuklardan herhangi birisini seçebilirlerdi. Ve yıllar boyunca aramalar sonunda Steve’i buldular. Ve o kadar seçeneğin arasında onu seçmişlerdi.
Çünkü o tam istedikleri çocuktu.
Bir çok ebeveyn ve çocuğun böyle bir şansı yok. Kendilerine verileni alıyorlar.
Fakat Steve bu kadar seçenek arasından seçildi. Diğer çocukların aksine Steve gerçekten çok özel bir çocuktu.
Steve Jobs, bu olay ve idrak ettiği durumla tüm dünyasının yeniden değiştiğini söylüyor:
- Güneş bulutların arkasından çıkıp sıcaklık vermeye tekrar başlamıştı. Ve bu sıcaklık içinde büyümeye başladı.
Hayatının sonuna kadar yapmak istediği her şeyi yapabileceğini biliyordu. Çünkü özeldi. İstenmeyen çocuk değil, seçilmiş kişiydi.
Bu olay Steve’ in hayatına rehberlik etti.

Peki ne değişti?

Hala evlatlıktı.
Veriler, durum değişmedi.
Değişen kapsam. Duruma baktığımız açı değişti. Ve bu her şeyi değiştirdi.
Tek kelimeyle, tamamen…
Geceden gündüze, siyahtan beyaza, soğuktan sıcağa, kötüden iyiye. Sadece duruma baktığı açıyı değiştirerek.
Bizim de böyle yapıyor olmamız gerek. Ürünümüzü değiştirmekten korkmamalıyız. Fiyat, kalite, boyut, biçim, isim, dağıtım.
Durumu değiştirmeden ama bakılan yönü değiştirerek.
Shakespeare bunu 400 yıl önce biliyordu:
"Hiçbir şeyi iyi veya kötü değil, fakat düşünmek öyle yapıyor."
kaynak : farketing

30 Mayıs 2011

Her şeyi başarabiliriz ama

…aynı anda değil.
Yapmak istediklerimizin olması güzel fakat hangilerini gerçekten yapmak istiyoruz?
 Önceliklendir ve ne kadar çekici olursa olsun, önceliğin dışındakilerle uğraşma

27 Mayıs 2011

KİMLERİ GECELERİ UYKU TUTMAZ ?


Şoför sürekli olarak gaza basıp duruyor. Onu kim uyarır? Doğru cevap kırmızı… Herhangi bir olayda ilk atlayan, ilk harekete geçen kırmızıdır. Sarı maviye haber gönderir ‘şuna söylesene biraz yavaş gitsin’ diye. Mavi ve yeşil temkinlidir. Önce olayı irdelerler sonra harekete geçerler. Yeşil bir şey söylemekten ve kendisine bir şey söyleneceğinden çekinir. Kısacası, ağzını açmaz. Oğuz Saygın, bütün bu örneklerden yola çıkarak şunları söylüyor: “Hepimizde dört karakterden parçalar var.
Bunlardan birisi baskın oluyor. İş dünyasında başarılı olmanız için zıt karakterdeki insanlarla çalışmanız gerekiyor. Benim çalışmayı en çok istediğim grup maviler. Çünkü bende mavi yok. Yanlış anlaşılmasın, onlarla birlikte çalışmaktan zevk alıyor değilim. Ama sonuç alıyorum. Onlar beni çıldırtıyor ama ben de onları çıldırtıyorumdur herhalde.” Saygın’dan bir başka anektod: “Bir alışveriş merkezine gittiğinizde maviler arabayı hangi sütunun önüne park ettiğimizi, nereden otoparka girdiğimizi ve nereden çıkacağımızı bilirler.
Benim eşim böyledir ve biz de ailecek onun peşine takılırız. Geçen gün eşim arabadan erken indi, alışverişten dönüşte arabayı hangi sütunun altına park ettiğimi sordu. Ben de ‘orada sütun mu vardı’ diye sordum. Arabayı aramaya başladık. Yarım saat sonra arabanın bizim aradığımız alt katta değil de üst katta park edilmiş olduğunu gördük. Mavi karakterli biriyle de araba aramak zor. Çünkü sürekli olarak söylenir. Oysa ben kendim kaybettiğim zaman güle oynaya arıyorum ve sorun olmuyor.” Bazen de bir süreliğine kendi renginizden başka bir renk olursunuz.
Oğuz Hoca, “kitabın matbaaya teslimine sadece bir hafta kalmışsa, o an maviye dönüşüyorum mesela” diyor. Gece en zor uyuyan insanlar Salgın’a göre maviler… Çünkü günün bir bilançosunu yapar, ertesi günkü işlerini planlarlar. Kırmızı “yarın kalkar çözeriz” diye yatar yatağına.
uykusuz
Yeşiller, zaman zaman kırmızının neler yapacağını düşünüp uykusuz kalırlar. Sarılar da ‘Allah büyüktür’ deyip uyurlar. Arnavutluk’ta bir toplantıya gittiklerini anlatıyor Oğuz Saygın. Devamını kendisinden dinleyelim. “Kredi müdürümüz mavi. Orada bir sunum yapacak ve bu sunum için aylardır çalışıyor. Genel müdür ise kırmızı. Sunum tam başlarken kredi müdürüne gidip ‘üç dakikan var anlatmaya başla’ diyor. Kredi müdürü aylardır hazırladığı sunumun küçük bir özetini yapabiliyor ancak. Yine Anavutluk. Oğuz Hoca anlatmayı sürdürüyor: “Bir konuşma yapacağım. Bu konuşmayı birinin Arnavutçaya çevirmesi gerekiyor. Oradaki en iyi Türkçe bilen kişiyi getirdiler.
Adam çok tipik bir mavi. ‘Bununla imkansız olmaz’ dedim. Aralarında bir sarı vardı, Türkçesi o kadar iyi değildi ama ben onu seçtim. Adam, beden dilini de kullanarak, gırgır şamata karışık çok iyi anlattı. Sonra adamın 15 dakikalığına bir işi çıktı. Birinin bu simültane çeviriyi yapmasına gerek duyuldu. Mecburen maviyi aldık ama sonuç hiç iyi olmadı. Allahtan sarının işi bitip erken geldi de işin sonunu getirebildik. Yine Arnavutluk. Fabrikada verilen eğitim seminerleri insanların kafasına o kadar iyi yerleşmiş ki artık usta, işçilere adları yerine renkleriyle hitap etmeye başlamış: Mavi buraya gel… “Bana yeşili göndersene” diye… Oğuz Saygın’dan bir anektod daha: “Merzifon’da eğitim yaptık.
Eğitimden sonra odaya gidip baktım, semineri düzenleyenler harıl harıl birşeyler arıyor. ‘Ne arıyorsunuz’ dedim. ‘Sizin paranızı vereceğiz, içine koymak için zarf arıyoruz’ dediler. ‘Zarfa gerek yok, verin böyle’ dedim. Şaşırıp kaldılar. ‘Sizden birkaç gün önce gelen arkadaşınıza parayı zarfsız verdik. Çok sinirlendi. Bize ‘oturun’ dedi. Bir saat seminer verdi. Uzun bir zarf almamız, parayı bunun içine koymamız gerektiğini söyledi.’ O arkadaşı tanıyorum. Tam bir mavidir. Ona gidip ‘niye öyle yaptın’ dedim. Benim zarfsız aldığımı söyledim. Mahvoldu ‘Ne yaptın? O kadar uğraştım, her şey boşa gitti’ dedi. Son bir hikayemiz daha var. Bir gün bir Oğuz Saygın’ın öğrencisi “hocam” diyor “bizim oğlan tam bir kırmızı. Ama ben onunla nasıl ilişki kuracağımı öğrendim. Markete giderken ‘elimizi tut’ diyorduk, tutmuyordu. Şimdi ‘bizi elimizden tutup markete götür’ diyoruz, elimizi hiç bırakmıyor.”

23 Mayıs 2011

FRENEMY NE DEMEK ?.

Frenemy, birleşimden de anlaşılacağı gibi size dost gibi görünen, ama aslında düşmanınız olan kişi… Frenemy’yi Türkçe’ye çevirmeye çalışırsak “arkadüşman” olabilir belki. Peki, bu tip tehlikeli arkadaşlardan kendimizi nasıl koruruz? Son zamanlarda İngilizce’de çok popüler olan ve artık resmileşen bir kelime var: “FRENEMY”. Türkçe’de de zaman zaman bu şekilde veya farklı tariflerle bahsi geçiyor. Geçtiğimiz aylarda Merriam – Webster’s sözlüğüne geçen 100 yeni İngilizce kelime açıklandı. Bunlardan bazıları tatilini evde geçirme anlayışını ifade eden ’staycation’ veya internet televizyonunda her bir video bölümünün adı olan ’webisode’ gibi kelimelerdi… Bizim dikkatimizi çeken bir diğer kelime de ’frenemy’ oldu; yani birleşimden de anlaşılacağı üzere size dost gibi görünen, ama aslında düşmanınız olan kişi… ’Frenemy’ aslında yeni bir kelime değil. 1977’de Jessica Mitford tarafından yazılan bir kitapta kullanılmış bir terim. Hatta kendisine daha sonra Sex and the City repliklerinde de rastlamışlığımız var.

Arkadaşınızın ’frenemy’ olduğunu nasıl anlarsınız?

Frenemy’ler aslında ikiye ayırılabilir. Birinci grup size zaten kendini belli edenler, ikinci grup ise sessiz ve derinden ilerleyenler. Eğer yakın arkadaşınız sürekli olarak sizinle ilgili olumsuz şeyleri görüyor, dile getiriyorsa (örneğin buluştuğunuzda ilk söylediği şey sivilcelerinizle ilgiliyse) veya ona anlattığınız her özel şeyde size suçlu buluyorsa (örneğin sevgilinizle ayrıldığınızda sürekli olarak onun tarafını tuttuğunu belirtiyorsa) arkadaşınızın sizin için tehlike saçtığını görmek pek zor değil. Zaten çok da keyifli vakit geçiremeyeceğiniz bu arkadaşınızı hayatınızdan çıkarmanız; çıkarmaktan yana değilseniz de az görüştüğünüz ve özel meselelerinizi paylaşmadığınız biri haline dönüştürmeniz doğru olacaktır.
İkinci grup ’frenemy’, yani sessiz ve derinden ilerleyenleri tespit etmek oldukça zordur. Çünkü bu tip arkadaşlar sizinle herşeyini konuşur – daha doğrusu konuşur gibi yapar -, gözlerinizin içine bakarak size dinler, güven kazanır; ve siz de bir anda kendinizi ona herşeyinizi anlatırken bulursunuz. Halbuki onunla paylaştığınız her sırrınız başkalarına anlatılmak veya ileride aleyhinize kullanılmak üzere ’frenemy’nin hafızasında yerini almıştır bile. Bu tip düşmanları sezmek çok zordur; bunu ancak ya önceden içgüdüsel olarak tespit edebilir, ya da başınıza bir olay geldikten sonra anlayabilirsiniz.

Kadınlarda daha çok rastlanıyor

Frenemy’nin kadınlarda daha çok görüldüğü ortaya çıkmış. Bunun birçok sebebi var tabi; ama en başı çeken muhtemelen kadınların herşeylerini birbirleriyle paylaşmalarından kaynaklanıyordur. Burada ’frenemy’nin yaptığı size dost gibi görünmek; sizinle ilgili birçok şeyi öğrendikten sonra bunları size karşı kullanmak üzere düşman konumuna geçmektir. Bir yerden sonra öyle bir raddeye gelecektir ki, yaşadığınız mutsuzluklardan veya yaptığınız hatalardan zevk almaya başlayacaktır.
arkadüşman
Kadınlarda bu durumun görülmesinin bir diğer nedeni de, çoğunluklu olarak ’sessiz yarış’ içerisinde olmalarıdır. Sizinle yarış içerisinde olan ’frenemy’ler kendilerini size zaten belli edeceklerdir. Çünkü sürekli olarak sizi taklit etmeye başlayacak, her sohbette kendilerini sizinle kıyaslayacak, başarılarınızdan rahatsızlık duyacaklardır.

Frenemy’den nasıl kurtulunur?

Arkadaşınızın yaratacağı tehlikeleri sezdiniz ve ’frenemy’yi tespit ettiniz. Peki onu hayatınızdan nasıl çıkaracaksınız? Eğer bu kişi sizin arkadaş grubunuza çoktan dahil olmuş biriyse, onu ani bir şekilde hayatınızdan çıkarmanız herşeyi daha beter edebilir. Unutmayın, onda sizin hakkınızda birçok bilgi, size karşı kullanacağı bir sürü şey var. Dolayısıyla onunla arkadaşlığınızı sürdürmeye devam edin; ama daha az görüşerek ve sadece yüzeysel konuları paylaşarak. Asla özel konularınızı anlatmadan, hedeflerinizi, planlarınızı onunla paylaşmadan, başkaları hakkındaki görüşlerinizi ona anlatmadan… Bu şekilde mesafeli bir ilişkiden kolay kolay sorun doğmayacaktır.
Siz siz olun, samimiyete kolay kolay kanmayın. Özel konularınızı paylaşmamaya özen gösterin. Gerek iş hayatınızda, gerek özel yaşamınızda ’frenemy’lere karşı gözünüzü dört açın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...